6 Mayıs 2016 Cuma


          BORALTAN FACİASI




          Sevgili kardeşlerim, yeğenlerim ve dostlarım…
          Bu hafta sizlere tarihe Boraltan Faciası olarak geçen ve çok bilinmeyen hazin bir olayı yazmaya çalışacağım. Dilim döndüğü, kalemim yettiği kadar.
           Hadi bakalım…
      Sene 1945. İkinci dünya savaşının son günleri. Stalin yönetimindeki Rusya demir perdeyi indirmeye başlamıştır. Balkanlar’da Rus Kızıl Ordusunun girdiği yerlerden çıkmaya niyeti yoktur. Polonya, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve hatta Baltık ülkeleri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin parçası olma yolundadırlar.  Kafkaslar‘da ve Asya’da da durum farklı değildir. Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan aynı yolda ilerlemektedir…
        Azerbaycan’da   duruma  muhalefet eden  aydınlar teker  teker yakalanıp  Ruslar tarafından idam edilmeye başlanır. Azerbaycanlı 147 aydın (mühendis, doktor, öğretmen) kaçmaya karar verirler. Türkiye’ye sığınmak için yola çıkarlar. Durumu haber alan Ruslar, Azeri aydınları yakalamak için peşlerine bir Rus müfrezesi takar. Can havliyle kaçan Azeri aydınlar Aras nehrine varırlar. Nehrin üzerinde bir köprü vardır. Boraltan köprüsü… Köprünün bir tarafı Rusya, bir tarafı Türkiye’dir. Nihayet Rus müfrezesi onlara yetişemeden köprüyü geçip canlarını kurtarırlar ve Türkiye’ye sığınırlar.  Serhat karakolunda çok iyi karşılanırlar. Karakol komutanı misafirlere yiyecek içecek verir, ihtiyaçlarını karşılar. Azeri aydınlar siyasi sığınma talebinde bulunurlar. Durum derhâl Ankara’ya telgrafla bildirilir. Cevap beklenmeye başlanır.
      O yıllarda Türkiye tek parti ile yönetiliyordu. İktidardaki Cumhuriyet Halk Partisinin başkanı ve Cumhur reisi İsmet İnönü idi. Azeri aydınlarının siyasi sığınma isteğini kendilerine bildirilir. Fakat hükümet bu isteği kabul etmez. Durumu derhal bir telgrafla karakola bildirdiler.
-Gelen Azerileri derhal geriye gönderin.
        Karakol komutanı gözlerine inanamıyordu. Rus müfrezesi köprünün öteki tarafında bekliyordu. Hatta laf atıyor alay ediyorlardı. Gülüyorlardı. Komutan Ankara’nın bir yanlışlık yaptığını ümit ederek yeniden bir telgraf çeker. Cevap kısa sürede gelir.  “Geri verin” diyorlardı. Hatta “aksi halde sizi vatana ihanetten yargılanırsınız” diye tehdit de ediyorlardı. Komutan çaresizdi. Azerilere durumu bildirir. Azeriler gitmek istemezler. “Bizi siz öldürün, Moskof’a vermeyin” diye yalvarmaya başlarlar. Komutan mecburen emri uygular ve Azeriler karşı tarafa gönderir. Ruslar hemen orada Azeri aydınlarının ellerini arkadan bağlarlar, diz çöktürürler ve hepsini kurşuna dizerler. Hem de gülerek, alay ederek…
       

 Karakol komutanı gözlerinin önünde yaşanan bu facianın tesirinden kurtulamaz. Uzun zaman sinir krizleri geçirir. Sonunda Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine tedavi görür, fakat iyileşemez ve intihar eder…


         Sn. Recep Tayyip Erdoğan henüz başbakan olduğu dönemde (yanılmıyorsam 2012 yılı) bir Ak Parti toplantısında CHP’yi eleştirmek için olayı şöyle anlatır:         
- '1945'te, 146 Azerbaycanlı aydın Stalin zulmünden kaçıyor. Aras Nehri üzerinden Boraltan Köprüsü'nü geçiyorlar ve Türkiye'ye sığınıyorlar. Azeriler öz gardaşlarının yurduna gelip, öz gardaşlarıyla kucaklaşıyor. Stalin, Türkiye'den bu Azeriler'in derhal iade edilmesini istiyor. Dönemin CHP hükümeti, Aras Nehri'nin kenarındaki sınırdaki karakola telgraf çekiyor, İnönü iş başında o zaman ve mültecilerin iade işleminin gerçekleştirilmesini istiyor. Karakol komutanı gözlerine inanamıyor, kulaklarına inanamıyor. Emri defalarca teyit ettiriyor. Ancak Ankara'dan, CHP hükümetinden kesin ve net emir geliyor, “Azerileri teslim edin.” Durumu anlayan Azeriler, Türk askerlerinin boynuna sarılıp yalvarıyorlar, “Ne olur bizi teslim etmeyin. Bizi burada siz kurşuna dizin, kendi toprağımızda, kendi öz gardaşımızın, kendi bayrağımızın altında bizi öldürün” diyorlar. Ancak Ankara'dan gelen emir net... Boraltan Köprüsü'nü geçen Azeriler, köprünün hemen karşısında Türk askerlerinin, Türk subaylarının gözleri önünde elleri bağlanmış olarak infaz ediliyor. Karakol komutanının bu elim manzara sonrasında intihar ederek canına kıydığı söyleniyor. Bu acı hadiseden geriye çok ama çok acı bir ağıtın dizeleri kalıyor.”

        Daha sonra bu olayın anısına bir sürü şiirler söylendi, (Azerbaycan’ın milli şairi – Almas Yıldırım – Dönek Kardeş) bir o kadar da ağıtlar yakıldı.  Hatta yanılmıyorsam olayı tam yansıtmamakla birlikte bir de filmi yapıldı. Cüneyt Arkın oynamıştı.
          Neden, neden böyle yaptılar?
  Yorumu size bırakıyorum. Benim söyleyeceğim sadece, karanlık yıllardı, çok karanlık…
         Bu hafta da bu kadar sevgili kardeşlerim, yeğenlerim ve dostlarım…
           Hoşça kalın, sevgiyle kalın…

           Aaron Baruch   (Ankaralı)

Kaynakça  :  Bilgicik -  Boraltan Köprüsü  - Tarihte Bir Yüz Karası – Orkun Kutlu
                     Star Güncel – 08.09.2012

                     Vikipedia ansiklopedisi